Bugün 28 Ocak 2013 Pazartesi ve bir süredir yazmadığımın
farkındayım.
Tatil çok tatlı olduğu için bilgisayar açmaya bile üşenir
hale geldim. Kitaplarım var bir de tabi, kitap okumak daha çekici olduğu için
de bilgisayar açmayı erteledim. Kötü olmadı ama. Kristin Hannah’nın Ateşböceği
Yolu’nu bitirdim, vıcık vıcık duygu akan bir kitaptı. Aslında Kristin Hannah
kitaplarını severim, aklı başında bir insan (ve bir anne) olduğu için günümüz
yazarlarından daha iyi yazar bence. Diğerlerinde olduğu gibi konuyu sakız
misali uzatmaz, yazdıkları hep tek kitaptır ama 10 kitaba bedeldir. Kitabı
bitirdiğinizde, şöyle bir nefes alıp hafifçe “hassiktir…” dersiniz. Sonra bir
mendil alıp göz pınarlarınızda biriken yaşları silip kafayı vurup uyursunuz. En
azından ben öyle yapıyorum çünkü cidden duygusal ve gerçekçi.
Her neyse, dün bilgisayarı açtım işte. Takip ettiğim
dizilerin izlemediğim bölümlerini izledim. Spartacus’ün yeni sezonu da
başlamış, Starz’a selamlar olsun, alınlarından öpesim geldi. Kan efektleri
biraz yapmacık olmuş ama çok güzel giriş yapmışlar.
Spartacus’ü ve diğerlerini izledikten sonra yeni bir dizi
başladığını gördüm: The Carrie Diaries. Yanlış bilmiyorsam Sex And The City’deki
oyuncuların gençliğini anlatan bir dizi, 80lerde geçiyor. Zaten iki bölümü yayınlanmış daha deyip ona
başladım, izledim iki bölümü. Güzel sayılırdı, Annasophia Robb’u severim zaten.
Ama gözümü bir şeyler çarptı.
Ben de burada o gözüme çarpanları anlatmaya çalışacağım. Ne kadar
anlatabilirim bilmiyorum o ayrı konu. Ve benim en büyük kusurlarımdan biri,
parçaları bulduğum halde birleştirip bütünü göremem. O yüzden çok fazla yorum yapmamaya çalışacağım.
Carrie Bradshaw, Connecticut’ta yaşayan ama saçma bir
şekilde Manhattan’a ilgi gösteren (saplantısı var gibi, kişileştiriyor falan
şehri böyle) genç bir kız. Daha yeni annesini kaybetmiş kanserden dolayı.
Babası ve kız kardeşi Dorrit’le bir düzen uydurmaya çalışıyorlar.
Dizinin ilk sahnesinde Carrie bir rüya görüyor, süslenmiş
havalı havalı Manhattan’da yürüyor. Sonra alarm çalıyor, uyanıyor. Deli gibi
bir şey aramaya -annesinin çantası- başlıyor, etrafı dağıtıyor falan. Sonra “Dorrit!” diye
bağırarak kız kardeşinin yanına gidiyor.Annemin çantasını sen aldın tarzında bir konuşma geçiyor aralarında, sonra Carrie konuşarak bir yere varamayacağını anlayıp Dorrit'in odasını aramaya başlıyor. O sırada Dorrit'in eşyalarından bir kısmını görüyoruz.
Kırmızı halka içine almama gerek var mı?
Tek gözlü yastığın yanındaki "kumaş parçası" (ne olduğunu çözemedim, pijama sanırım) zebra deseni şeklinde, bu resimde pek belli olmuyor. Zebra deseni, beta programlamasını temsil eder. (Programları bildiğinizi varsayıyorum, yine de yazının sonlarından değinirim biraz.)
İşte Carrie eşyalarını ararken ot falan buluyor, kavga ediyorlar, babaları geliyor vs vs... Sonra Carrie diyor ki "Annemden bir parça taşımadan okula gidemem" bunu üzerine babası onu annesinin gardrobuna götürüyor.
Anlayabileceğimiz üzere Carrie annesinin ölümü yüzünden travma yaşamış bir kız ve -bu kısımdan emin değilim- bence babası onun programcısı.
Carrie'nin önünde yeni bir kapı açılıyor (programcısı açıyor) ve Carrie bunu bir tür kurtuluş gibi görüyor. İçeri giriyor hevesle, etrafı inceliyor. Ve geçmişiyle, gerçek Carrie'yle bağlarını koparmak istemiyor ama yeni bir kapı açıldı ve oraya girdi bile.
Babası ya da programcısı, oradan bir gözlük seçip Carrie'ye uzatıyor, yani ona uygun bir kişilik belirleyip yaratıyor. (Gözlükler kişilikleri temsil eder. Misal; Leon the Professional'da Leon buna benzer bir gözlük taktığı zaman katil kişiliği yani delta alteri ortaya çıkıyordu.)
Carrie gözlüğü programcısından alıyor. Arkadaki pembe fiyonk da dikkatimi çekti biraz. (Fiyonklar beta programlamayı temsil eder.)
Carrie aynaya dönüyor ve gözlüğü takıyor, ondan sonra gelen karelerde yüz ifadesinden biraz gergin ve endişeli olduğu görülebiliyor. Aynanın anlamını açıklamıyorum bile, çok açık.
Vee yuppi! Yeni bir kişilik oluştu.
Carrie'nin okulunun girişinde iki sütun var; bu iki sütun boyutlar arası geçişi temsil eder. Süleyman Mabedi'ndeki Boaz ve Jakin adlı sütunlar bu sütun olayının kaynağıdır.
Bu şahıs okulun popi kızı Donna Ladonna. Kaybından dolayı Carrie'ye yapmacık bir samimiyet gösteriyor, her zaman yanında olduğunu söylüyor. Carrie'nin hiç hoşlanmadığı bir kız, şahsen ben de hoşlanmadım, yolda görsem ağzının ortasına bir tane çakarım. Donna'nın taktığı aksesuvarlar biri inci kolye; inci, beta programlamayı temsil eden şeylerden biridir. Ayrıca Donna modayla çok içli dışlı bir kız, yani dünyevi zevklere brünmüş, tüketimin kölesi haline gelmiş, maddiyatçı bir insan. Babası da zengin tabi.
Daha sonralarda, Carrie babasının önerisiyle staja başlıyor. Staj yapacağı yer Manhattan'da bir hukuk bürosu. Carrie'nin Manhattan'a karşı saplantısı olduğunu söylemiştim, o yüzden balıklama atlıyor. Staj yapacağı gün, babası onu işe bırakıyor ve kızımız etrafa ayranlıkla bakarken düşüyor, külotlu çorabı yırtılıyor. Patronu olan kadın ona Century 21 diye bir yere gidebileceğini söylüyor.
Carrie mağazaya girince, tekrar hayranlığa kapılıyor.
"...Burada kim olduğunuzu bile değiştirebilirsiniz." ne alaka? Altı üstü bir mağazaya girdi. Sadece bir mağaza için bunu söyleyemeyeceği için, daha derin bir şeyler vardır.
Carrie hayranlıkla bir elbiseye bakarken, oradan bir kadın "Çantan!" diye haykırarak Carrie'nin çantasını eline alıyor, Carrie de telaşlanıp kadını itiyor. Kadın da "Wtf?" tepkisini verip "Neden böyle yaptın?" diyor. Meğersem Carrie; kadının, çantasını çalmak istediğini düşünmüş. Kadının leopar desenli tişörtüne de dikkat çekmek isterim.
Aralarında kısa bir konuşma geçiyor, Carrie kadının Interview dergisinde çalışan bir stilist olan Larissa Loughlin olduğunu öğreniyor. Larissa, Carrie'nin çantasını o kadar beğenmiş ki onu bir çekimde kullanmak istiyor. Bunu duyunca kızımız atlıyor hemen.
Daha sonraki sahnede, Larissa bir giysi deniyor ve Carrie'yi onunla birlikte kabine sokuyor, konuşuyorlar.
Larissa'nın sutyeni leopar desenli. Tişörtü de öyleydi. Zaten bu sahnede Carrie'nin hukuk bürosundaki önemli iş adamlarından biriyle yattığını da itiraf ediyor. Kısaca etraf buram buram beta programı kokuyor. Larissa tam bir sex-kitten.
Larissa elbiseyi deniyor, ve Carrie'ye dönüp "Bana yardım etmek ister misin?" diyor. Carrie tabiki evet diyor.
İkisi birlikte mağazadan çıkmak için yürüyorlar, Larissa'nın yılanlı broşuna ve Carrie'nin fiyonkuna selam olsun.
Çıkarken alarm ötüyor, Larissa yürüyüp gidiyor ama görevli Carrie'yi durduruup poşetine bakıyor. Carrie fişini gösterip mağazadan çıkıyor.
Mağazadan çıktığında Larissa onu bekliyor.
Sanki çok iyi bir şey yapmış gibi ona sarılıyor.
Sonra montunun önünü açıyor, elbiseyi çalmış. Carrie bunu görünce Larissa'yla birlikte gülüyor ama şaşırıyor da.
Paraya mı ihtiyacın var diye soruyor. Larissa hayır diyor ve neden diye soruyor. Carrie, çünkü hırsızlık yaptın diyince Larissa "Genç bir kızken dükkanlardan dudak parlatıcısı çalardım. Yetişkin olunca, çıtayı yükselttim. Heyecanı seviyorum." diyor bilmiş bir havayla.
Daha sonra Larissa, Carrie'yi bir partiye davet ediyor. Parti Indochine adlı bir yerde olacakmış.
Carrie ilk başta kendini zorlayarak reddetmeye çalışıyor, çünkü yapmaması gerektiğinin farkında. Ama Larissa telefon numarasını ona veriyor ve şu saatte gel diyor. Carrie için baştan çıkarıcı bir teklif, Larissa ona Manhattan'da göz kamaştırıcı bir yaşamın kapılarını aralıyor çünkü. Her ne kadar yanlış olduğunu bilse de, hayır diyemiyor.
Ofisine geri dönünce yakın arkadaşlarından biri olan Mouse'u arıyor. Arkadaşına neden Mouse dediğini bilmiyorum ama arkadaki Mickey Mouse bize el sallıyor. Sana da merhaba, akıl kontrolü!
Patronu Barbara, elinde bir giysiyle geliyor. Carrie için gelmiş elbise.
Carrie, elbisedeki notu okuyor. "Ateşli bir gece için ateşli bir elbise -Larissa" yazıyor notta.
Babarbara'nın meraklı bakışlarını görünce, babamdan gelmiş diyerek güzel bir yalan buluyor. Okul dansı için diye de ekliyor. Carrie gibi dürüst bir aile kızı için çok sıradışı bir davranış.
Barbara elbiseye bakıp, ayıplayarak "Bunu mu giyeceksin?" diyor. 80'ler için çok cüretkar bir elbise çünkü.
Barbara "İsa'nın adını lekeyen..." diyor ama adını hatırlayamadığı için gerisini getiremiyor. Fakat ayıpladığı çok belli.
"Madonna mı?" diyor Carrie, Barbara kınarcasına başını sallıyor. Üşengeç olduğum için anlatmıyorum, şu adrese yönlendiriyorum sizi sadece: http://minorityreport0.tumblr.com/post/35091298379/seytan-n-kultur-elcisi-madonna
Yine de Carrie elbiseyi giyiyor ve Indochine'e doğru yola çıkıyor.
Carrie, Indochine'e giderken, arada resimler geçiyor. Durdurarak prtsc yapabildim ancak. Zenci abimizin tişörtüne de selamlar olsun.
Madonna'yı da eksik etmemişler.
Carrie, Indochine'e vardığında, şaşkınlık ve hayranlıkla etrafına bakınıyor, onun için yeni bir dünya sonuçta.
Karşı taraftan Larissa geliyor, yılan broşu daa büyük. Carrie'nin saçlarından ötürü pek gözükmeyen kadının giysisi ve yerler damalı. Yerdeki döşemeye tam olarak dama denemez ama zıt renkler kişilik bölünmesini temsil eder. Siyah ile beyaz, kırmızı ile mavi, pembe ile yeşil gibi. Ve buradaki beyaz üzerinde siyah.
Larissa, Carrie'yi arkadaşlarıyla tanıştırıyor. Hepsi garip tipler.
Bu arkadaşın küpelerine selam olsun.
Carrie, sarışın çocukla dans etmeye başlıyor. Daha sonra arkadan zenci bir abimiz geliyor, sarışın çocukla öpüşüyorlar. Carrie şaşırıyor tabi, ne yapıyorsunuz tepkisi veriyor.
Neredeyse gece yarısı olmuş saat, Carrie telaşlanıyor çünkü babasına geç kalmam demişti, ki babası onu okul dansında zannediyor. Tam çıkarken, Larissa'ya dönüp yüzündeki bu hayranlık ifadesiyle ona bakıyor. Köleler, programcılarına hayrandırla ve Larissa, Carrie'nin programcılaından biri haline geldi.
Sonuç olarak, Carrie tekrar bir kişilik bölünmesi yaşadı; okuldayken farklı biri, evdeyken farklı biri, Manhattan'da Larissa'ylayken başka biri.
Yanlış anlamış olabilirim ama Indochine bir tür... buluşma yeri olabilir. Eyes Wide Shut izleyenler bilir, adamlar belli bir yerde toplanıp alem yapıyordu. Şu iki erkeğin öpüşmesi de ayin yapılırken yaşanan cinsel ilişkiyi temsil ediyor olabilir.
Dizi bir kaç sahne sonra bitiyor zaten, ondan dolayı hiç uğraşmayacağım. Ama böyle yani.
Şu programlardan bahsedeceğim demiştim. Bildiğim kadarıyla, toplam 4 tür program var: Alpha, Beta, Delta, Theta. Bunlar aynı zamanda beyin dalgaları, bu dalgalarla oynanınca program oluyor sanırım.
Alpha Programı: Çoklu kişilik oluşumuna yol açar. Bu kişiliklere alter ego denir.
Beta Programı: Cinsellik temellidir, ahlak kavramını ortadan kaldırır. Beta köleleri, sex-kitten dediğimiz şeylere dönüşür. Buradaki "kitten" olayı, kedilerin esnekliğinden ve seksapellerinden gelir.
Delta Programı: Kusursuz bir katil yaratmayı amaçlar. Korku kavramı yıkılır, duyular güçlendirilir.
Theta Programı: Anlayamadığım bir program türüdür. Metafiziki şeyler yapmayı amaçlıyor sanırım, astral seyahat, telepati, biyokinezi vs vs. Sanırım şu boyutlar arası iletişim olayı da theta programlaması sayesinde oluyor.
Aslından ben bugün oyun oynayacaktım. Sonra aklıma burası geldi, anlık gelen bir ilhamla yazayım dedim. Ansızın gelen ilhamımı sikeyim. Kaç saatimi aldı şu bok. Neyse ya, iş işten geçti, yazdım bir kere.
Bu tür yazılar yazmak istemiyordum aslında, çünkü bir kere yapınca tekrar yapmak istiyorum ve çok uğraştırıcı işler bunlar, benim gibi üşengeç bir insanın kaldırabileceği şeyler değil.
Umarım yeniden bir şeyler yazmam uzun sürmez.
Power resides where men believe it resides.













































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder