20 Ocak 2013 Pazar

Grinin Elli Tonu... ya da Rezilliğin Elli Tonu mu demeliyim?

Bugün 20 Ocak 2013 Pazar ve kesinlikle çok sıkıcı bir gün.

Pazar günleri hakkında hiçbir zaman doğru düzgün bir düşüncem olmamıştır. Cumartesiden sonra gelen gün olduğu için sevsem mi, yoksa pazartesinin gelişini haykırdığı için nefret mi etsem karar veremiyorum. Bütün sorumluluklarımı pazar gününe bıraktığımdan dolayı genelde benim için sıkıcı geçer. Her neyse.

Az önce yakın bir arkadaşımla konuştum, benden görüp istediği Grinin Elli Tonu'nu bitirmiş. Ben buna Kıvırcık diyeyim, tapılası kıvırcık saçları var çünkü. Elli Ton üçlemesi çıkmadan önce, Türkiye'de inanılmaz reklamı yapıldı. Televizyon reklamından bahsetmiyorum. Gerek Facebook gerek fan blogları olsun, her yerde inanılmaz bir Elli Ton hayranlığı vardı. Gerçi hala var ama ona sonra geleceğim. Ben de merak ettim tabi, Jay Leno'da bile bahsi geçen bir kitap çünkü. Sonuç olarak, bir süre sonra bu merak hayranlığa dönüştü ve daha kitabı okumadan etrafta "Christian Grey'i seviyorum!" diye dolanmaya başladım. Sabırlı bir insan olmadığımdan dolayı kitabın İngilizce'sini almayı düşündüm fakat param olmadığı için alamadım. İyi ki almamışım, param boşa giderdi.

Grinin Elli Tonu'nun ilk çıktığı gün, gittim kitabı aldım korsan kitapçılardan. Normalde kitapları çok hızlı okurum, kitabı bitirdiğimi kitap bittiği zaman fark ederim, bundan dolayı Grinin Elli Tonu'nu yavaş okumaya karar verdim. Daha sonralarda, ilk yüz sayfadan sonra, bunun için uğraşmama gerek kalmadı. O kontrat nedir öyle? Nedir o? Kızı sikmek için kontrat imzalatıyor adam. Hele o kontratın maddeleri... her maddede gözlerimi kapatıp derin derin nefes almıştım. Ondan sonra, ilk sevişmelerinde Christian'ın Ana'ya "Şimdi sizi becereceğim Bayan Steele." demesi... 

O ilk sevişmeden sonra, kitap sevişmeden pardon sikişmeden ibaret oldu. Ana'nın sayfa başına 5 kere kızarmasından bahsetmiyorum bile! Bütün kitapta hoşuma giden sadece 2 şey oldu; Ana'nın kitabın sonunda Christian'ı terk etmesi ve e-postalarının altına yazdığı "Your Ana" orijinli kelime grubunun "Ana'n" olarak çevrilmesi.

Serinin ikinci kitabı olan Karanlığın Elli Tonu, bazı yönlerden daha iyi bazı yönlerden daha kötüydü. İyiydi, çünkü Ana biraz da olsa gururlu davranmayı başarabiliyor ve Christian'ın o hastalıklı odun kafasındaki gökleri delen burnunu birazcık indirmeyi başarabiliyor. Kötüydü, çünkü iğrençlik 50 ton artıyor diyebilirim. 

Serinin son kitabı Özgürlüğün Elli Tonu, iğrençti. Bir ara Christian, Ana onu terk etmesin diye, tam bir itaatkar  oluyordu. O kısım dışında güzel olan hiçbir şey yoktu. Zaten Elli Ton üçlemesinin bir Alacakaranlık fanfictionıymış. Hangi kafayla, ne bekleyerek okuduysam... 

Benim fikrime göre, gururu olan hiçbir kadın veya kızın okuyup beğenebileceği bir seri değil. Git Ana'nın saçlarından tutup duvara sürtüp kıvılcım çıkar, Christian'ın da ağzının ortasına kürekle vur böyle ağzı yüzü dağılsın kontrol manyağı ödipal piçin. 

Bu "harika" serinin yazarı olan E.L. James (gerçek adıyla Erika Leonard) ablamızın pardon teyzemizin 50 yaşında ve 2 kız çocuğu annesi olduğunu da eklemek isterim. Selamlar olsun ona. 

Eğer unutmazsam, ileriki zamanlarda, fanfictionlar ve Elli Ton üçlemesiyle alakalı yazılar yazacağım. Umarım unutmam. Eğer benden tavsiye isterseniz (tabi okuyan varsa), neye inanıyorsanız o inancın ilahının aşkına okumayın böyle saçma sapan kitaplar. Ya da okuyun, sonra rahat rahat eleştirme hakkına sahip olursunuz. Ben de sırf böyle konuşabilmek için bitirdim ya seriyi. İsmimden de belli oluyordur, Taht Oyunları hayranıyım ben. Gidip George Martin amcamızın alnından öpebilirim. Taht Oyunları okuyun, Anita Blake okuyun, Rick Riordan kitapları okuyun. Trust me asosyal internet halkı, I'm a bookworm. 

The North remembers, and they're not amused.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder